TATİL FİKİRLERİ - KİRALIK ARAÇLAR - OTELLER - GEZİLECEK YERLER - ŞEHİR BİLGİLERİ - FESTİVALLER - EKONOMİK OTELLER - TATİL KÖYLERİ - RENT'A CAR

Bu Blogda Ara

Booking.com

12 Eylül 2015 Cumartesi

İzmir'in Ünlüleri

#tatilfikri






İzmir'in  Ünlüleri 




Resim yazısı ekle


























#tatilfikri

İzmir Yemekleri

#tatilfikri



Tarihi geçmişi 8.500 yıl öncesine dayanan ve doğanın sevgili yüzüne sahip olan Ege ve özellikle İzmir'de tarih boyunca kuşaktan kuşağa çoğalarak aktarılan bir mutfak kültürü süregelmiş ve “EGE MUTFAĞI” tamamen özgün yapısı ile mutfak kültüründeki yerini almıştır.


Ege Mutfağı denildiğinde akla ilk gelen elbette zeytin ve zeytinyağıdır. Karadeniz’de hamsi, Güneydoğu Anadolu’da kebap neyi ifade ediyorsa, Ege’de de zeytinyağı onu ifade ediyor. Hem de 2.500 yıldır... Heredot’un “On iki İon kenti” arasında ismini saydığı, Urla-Çeşme yarımadasının kuzey kıyısında yer alan Klazomenai’deki kazılarda ortaya çıkarılan antik zeytinyağı işliği, bunun en büyük kanıtıdır. Yine, Ege’nin lacivert mavi sularındaki batıklarda bulunan amforaların üzerinde yer alan etiketlerden öğrenmekteyiz ki zeytinyağının ticareti Ege’den Akdeniz’e tüm ticaret kolonileri arasında yoğun olarak gerçekleştirilmekteymiş. Ege yemek kültürünün temelini zeytinyağı oluşturur. Etli yemekler, sebzeler, pilav, dolmalar, tamamen zeytinyağlı olarak pişirilir.

#tatilfikri
Egeliler taze zeytinyağının üzerine karabiber, tuz ve istenirse kekik serperek kızarmış ya da taze ekmeği içine banarak tulum peyniri ile yerler. Zeytinyağı Ege mutfağının ilk aktörü ise ikinci aktörü de bin bir çeşit olan otlarıdır. Gerçekten de Ege mutfağını yeşil mutfak olarak tanımlarsak yanılmış olmayız. Ebegümeci, sarmaşık, ısırgan, cibez, turp otu, kenger, hindiba, şevket-i bostan, gelincik, labada, kuşotu, sinirotu, helvacık, radika, deniz börülcesi, kuşkonm
az, arapsaçı, marata, tarla çakısı, tarla çivisi, su teresi... Liste uzadıkça uzamaktadır. Mümkün olduğunca az pişirilen bu otlar, böylelikle hem renklerini hem de doğadan aldıkları mucizelerini eksiksiz bir şekilde soframıza ulaştırmaktadır. Üzerlerine limon suyu ve altın renkli zeytinyağını da eklediğinizde ortaya tadıyla ve görüntüsüyle keyfine doyum olmayan lezzetler çıkar.


#tatilfikri
Otların bolca ve lezzetli olarak tüketilmesinin yanı sıra Ege Mutfağında başta börülce, pırasa, patlıcan olmak üzere sebzeler de diğer yörelerden daha çok kullanılmaktadır. Keşkek, patlıcan böreği, mercimekli bükme, katmer, çeşitli yahniler, gözleme, özel gün ve yemeklerinin başında yer almaktadır. Girit’ten İzmir’e gelen, Anadolu’dan Girit’e ve Ege’nin karşı kıyılarına giden o kadar çok lezzet var ki, saymakla bitmez. Ege çevresindeki her kültür; örneğin Yunanlılar, Rumlar, Boşnaklar, Arnavutlar, Yahudiler ve Levantenler, bizimle birlikte paylaştıkları ortak kültür ile ortak bir mutfak kültürünü de yaratmışlardır. Yahudilerin boyozu İzmir ile özdeşleşmiş, Priştine’nin Arnavut ciğeri gün batımında sofraların baş mezesi olmuştur. Böylece de Ege’nin iki kıyısı arasındaki mutfak kültürü de iç içe geçerek birbirlerinden ayrılmaları da mümkün değildir.
Bizleri “biz” yapan bu duygularla yaşayan mutfak kültürümüzün, gelecek kuşaklara kesintiye uğramadan, zarar görmeden ve özünü hiç yitirmeden ulaşması gerekmektedir. Bu sebeple sizlere Ege ve İzmir mutfağından birkaç özgün tarif sunuyoruz. Ama dileğimiz hepinizin İzmir’e gelerek bu özgün tatları taze olarak ve yerinde yemenizdir.

#tatilfikri

Boyoz 

İzmirlilerin sabah evden çıktıklarında koşa koşa bindikleri vapur ya da otobüslerden iner inmez karşılaştıkları bir Ege klasiğidir boyoz. Özelli
kle iş dünyasının yoğun olduğu Konak, Çankaya, Basmane, Alsancak civarındaki tüm iskele ve duraklar boyoz satıcıları ile doludur, tartışmasız işbirlikçisi yumurta ile birlikte. Çünkü boyoz yumurta olmadan yenmez çoğunlukla. Boyozun kendine yumurtayı en yakın dostu olarak seçmesi bir rastlantı değildir aslında. Çünkü boyozun yüzyıllardır bir kan davası vardır yakın akrabası gevrek ile. Sabahları ya da akşama doğru sıcak sıcak ve yanında, üzerine tuz ve karabiber serpilmiş haşlanmış yumurta ve taze demli çay ile yenilen boyoz, neredeyse İzmir sabah kahvaltılarının vazgeçilmez ürünlerinden biridir Seyyar satıcıdan yumurtası ile beraber satın alıp eski gazetelerden kesilmiş parçalara paket yaptırarak, mevsimine göre, sabah serinliğinde veya kış soğuğunda elinizde kahvaltılığınız, kolunuzun altında gazeteniz, işyerinize veya yakındaki kahveye giderken, avuçlarınızda boyozun sıcaklığı ve burnunuzda kokusunu hissetmek gün için en iyi başlangıç olmalıdır sıradan bir Egeli için herhalde? BOYOZUN TARİHİ Yüzyıllardır İzmir ve çevresinde tüketilen boyoz aslında bir Musevi yiyeceğidir. Zaten artık kullanılmasa da geçmişte “Yahudi Böreği” olarak da geçtiğini biliyoruz adının. Araştırmalar bu yiyeceğin kökeninin Sefarad kültürüne dayandığını gösteriyor. Sefarad kökenli Musevilerin İspanya’dan gelirken yanlarında getirdikleri bir ürün olan boyoz, doğal olarak yalnızca Ege Bölgesine has bir ürün değildi. Seferad yahudileri, Ege Bölgesi başta olmak üzere İstanbul ve Anadolu’nun pek çok yerine dağıldıklarında da boyozu Anadolu halkına tanıtmışlardı. Ama sadece İzmir ve çevresinde beğenilip, ticari bir ürün gelebildi boyoz. Boyoz ustaları arasında en ünlüsü efsanevi Boyozcu Avram’dı. Kemeraltı’nda bulunan fırınında yaptığı boyozlar halk arasında çok ünlü idi. Hatta Avram usta öldükten sonra çok sayıda fırın bu üne sahip çıkarak kendi ürünlerini “Boyozcu Avram’ın boyozları” adı ile satmışlardı. Bu kadar ünlü ve yaygın bir yiyecek olan boyoz sözcüğünün anlamını bulabilmek için Yahudilerin 1492 yılındaki İspanya’dan Anadolu’ya gerçekleştirdikleri göçe dönmemiz gerekiyor. Seferad olarak anılan bu Museviler yolculukları sırasında yanlarında sadece inançlarını değil, aynı zamanda kültürlerini de getirmişlerdir. Anadolu’ya geldiklerinde Judeo olarak bilinen İspanyol dilini kullanan bu topluluk, günlük yaşantılarında bu dili kullanmayı sürdürmüş ve okullarında yine aynı dille eğitim yapmıştır. Öyle ise boyoz sözcüğünün kökenini İspanyolca’da aramak gerekmektedir. Bu arayış bizi Bollos sözcüğüne götürür. Bu sözcüğün okunuşu ise aynıdır, boyos. İspanyolca’da yan yana kullanılan iki “L” harfi “Y” olarak okunur. Bu nedenle bilgisayarda boyoz konusunda araştırma yapmak için “boyoz” kelimesi girildiğinde tek tük bilgilere ulaşılabilirken “bollos” kelimesi ile arama yapıldığında, hemen hemen tamamı İspanyolca binlerce bilgiye ulaşılabilir. Bunun nedeni boyozun hala İspanya ve ilişkili ülkelerde popüler bir yiyecek olmasıdır. Günümüzde, İspanya’da, Güney Amerika Ülkelerinden Şili, Arjantin ve Peru’da yaygın olarak tüketilen boyoz, bizden farklı olarak şekerli de üretilmektedir. Ancak İzmir’de de boyozu tahinle yapan yerler mevcuttur. Bu nedenle bu tür boyozların şekerli bir tada sahip olduğu unutulmamalıdır. Akademik bilgiler ne olursa olsun boyoz İzmir ve Ege Kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. İster sabah, ister akşama doğru; havaya yayılan enfes kokular İzmirlilere açlıklarını hissettirir. Damaklarda yayılan lezzeti, yerlere dökülen parçaları yüzlerce yıldır bu topraklarda, eşsiz Ege Kültürünü yaşatır. Taze boyozun sıcak sıcak fırından çıktığı andaki dumanı adeta birbirleri ile dans eder lezzet yarışında.

Kumru
Kumru özbeöz bir Ege lezzeti. Ama tarifi imkânsız güzellikteki lezzeti, sınırları, denizleri, boğazları aşıyor. Uçmaz sandığınız bu balıketli kuş bir bakıyorsunuz İstanbul’da, bir bakıyorsunuz Ankara’da. Ancak bülbül misali; kumruyu altın kafese de koysalar “Ege, Ege” diye ötüyor. Ve Ege’nin de en çok Çeşme’sini seviyor. Damak şenlendiren lezzetine denizin güneşle aşka düştüğü Çeşme’de kavuşuyor. Diğer şehirler de hep biraz eksik, hep biraz noksan kalıyor.
#tatilfikri
Bu mis kokulu kuşun tarihi aslında çok eskilere, 19. yüzyıla dayanıyor. Kumrunun İzmir’e Makedon göçmenler tarafından getirildiğine inanılıyor. 1960’larda sadece pazar günleri, dumanı tüterken fırından çıkartılıp içine İzmir tulumu ve domates konularak yeniliyor. En az tadı kadar ünlü adını da, Konak Meydanı’nda minik ve telaşlı adımlar atan kumru kuşlarından alıyor. 1966’da lezzet adına bir devrim yaşanıyor. Ve Amerikalı askerlere tercümanlık yaparken hamburgerle tanışan Hüseyin Pekmen; kumruyu gerçek bir Çeşme sevdalısı yapmak için biraz bronzlaştırmaya yani kızartmaya karar veriyor. Hem kumru ekmeğini hem de içine koyacağı malzemeleri mangala, kömür ateşine atıyor. Sucukla, eski kaşarı ateşin üzerinde adeta dans ettiriyor. Ve kumru o tarihten itibaren damakları şenlendirmeye devam ediyor.
Tabii kumrunun malzemeleri şimdilerde biraz daha zengin. Mesela; eski kaşar değişime ayak uydurup yenilendi ve taze kaşar oldu, sayas peyniri simitçi arabalarında daha fazla beklemeye dayanamayıp soluğu kumrucuda aldı ve sucuğun yakın akrabası salam da bu şölene ortak oldu. Hüseyin Pekmen’in sahibi olduğu Kumrucu Hüseyin halen Çeşme’de. Sadece Kumrucu Hüseyin değil; Kumrucu Şevki, Kumrucu Aykut ve Kumrucu Erol da bu kuşun en iddialı isimleri. Ve Çeşme artık bir kumru imparatorluğu. Aklınızda kumru yemek yokken bile; iki maşa tıkırtısı, davetkâr bir lezzet kokusu ve ağzının tadını bilen birkaç arkadaş ısrarıyla kendinizi kumrucuda bulabilirsiniz.
Kesici alet yasak ,Ne zaman yenir bu kumru derseniz; kumru yemenin öyle, saati, zamanı yok. İster kahvaltıda çayla, klasik usulle İzmir tulumu, domates ve biberle, ister deniz kenarında, güneşin altında, isterseniz de gün doğarken, uzun bir gecenin sonunda… Kumru yemenin saati, zamanı yok ama elbette ki bir adabı var. Bir defa çatalı, bıçağı bırakacaksınız. Kesici aletlerin her biri bu narin kuşun kalbini kırabilir. Lezzet tam anlamıyla ağzınıza, burnunuza, parmaklarınıza bulaşmalı. Ne demişler; “Tavuk, balık, kelle bunlar yenir elle”. Ben buna kumruyu da ekliyorum. Eğer garson size; ‘Yengen’ yemenizi tavsiye ederse, sakın yanlış anlayıp da gereksiz sinire kapılmayın. ‘Yengen’ dedikleri; sucuk, salam, kaşar peyniri ve domatesle yapılan bir nevi karışık kumru. Yengen sınavını da atlattıktan sonra siz artık kumrusal lezzet yolculuğuna hazırsınız demektir. Yalnız dikkat edin; bu kuş bağımlılık yapar bir iki derken kendinizi iki buçuk hatta üç tane kumruyu mideye indirirken bulabilirsiniz. Bu enfes kuşu ana vatanında yemek, biraz bronzlaşmak ve biraz da tuzlu su sefasını yapmak isterseniz sizi Çeşme’nin kalbine, kollarına ve rakip tanımaz lezzetlerine davet ediyorum. En enfes, en Egeli kumruların tabağınıza konması dileğiyle…

Kumrunun Püfleri

Kumru ekmeği bronzluğunu pekmeze yatırılmasına borçlu.
Ekmeğindeki altın sarısı susamlar pekmezin üzerine serpiliyor.
Hamurun en büyük özelliği nohut mayası kullanılarak yapılması.
Ayrıca; aklınızda bulunsun nohut mayasıyla yapılan ekmek bayatlamıyor, sünger gibi şişmiyor.
Kumru asla ve asla tüplü ocakta kızartılıp, hazırlanmıyor. Kumrucularda, halis muhlis kömür ateşi kullanılıyor.



#tatilfikri

İzmir Lokma Tarihi:
İzmir Lokma un, maya, tuz ve şekerle hazırlanan hamurun, sıvı yağda kızartılmasıyla hazırlanan, şerbetle tatlandırılarak servis yapılan bir Türk tatlısıdır.
Türkiye'deki bazı yörelerde şerbet dökülerek tatlı olarak yenilmesine rağmen, bazı yörelerde pişi gibi Şerbetsiz peynir ile yenilmektedir. Ortası delikli yuvarlak şekilde ve küre şeklinde iki tipi vardır. Halk arasında küre şeklinde olana Saray lokması denir. Kaynağı Osmanlı Sarayına dayanmakla birlikte halk arasında da yapımı yaygınlaşmıştır.

#tatilfikri





#tatilfikri

İzmir'in Tarihi Yerleri

#tatilfikri






1-İZMİR ATATÜRK MÜZESİ

Kordon’daki 248 numaralı iki katlı yapı 1862 yılında halı tüccar Takfor tarafından yaptırılmış bir konak. Tarihi bina 1927 yılında Belediye tarafından Mustafa Kemal Atatürk’e armağan edilmiş. Atatürk İzmir’e geldiği zaman bu evde kalmış, çalışmalarını burada sürdürmüş. 1941 yılında müzeye dönüştürülen bina geçtiğimiz yıllarda restore edildi.

Atatürk Müzesi'nin bulunduğu üst katta, tablolar, büyük boy aynalar, vestiyer, mobilya ve bronz döküm saat salonu yer alıyor. Salona açılan soldaki odalar Atatürk'ün banyosu, yatak odası, çalışma odası, kütüphane, misafir odası, yaver odası ve yemek odası olarak düzenlenmiştir. 


2-ATATÜRK ANITI

Cumhuriyet Meydanı’nda büyük önderimiz Atatürk’ün “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri” komutunu taşıyan anıt, İtalyan heykeltıraş Pietro Canunica tarafından 1933 yılında yapılmıştır. Atatürk’ün üniforması ile bir at üzerinde tüm heybeti ile gösterir. Kaidesindeki milli mücadele kabartmaları görülmeğe değerdir.
Otelleri için tıklayınız 




3-KÜLTÜR ve TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ
1891’de kurulan İzmir Ticaret Borsası, 1919’a kadar yapıda etkinliğini sürdürmüş, işgalden sonra 1921’de ise Yunan Milli Bankası’nın kullanımına ayrılmıştır. 1922’den sonra İzmir Merkez Postanesi ve Paket Postanesi olan yapı, halen İzmir Kültür ve Turizm Müdürlüğü hizmet binası olarak kullanılmaktadır.
İzmir’deki 19.yüzyıl başı kâgir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının ö
zellikle dövme demir parmaklık ve korkulukları ile kapı saçağı Art Nouveau stilindedir.

 Otelleri için tıklayınız 

4-KONAK PİER (ESKİ GÜMRÜK BİNASI)
19.Yüzyılda Fransızlar, sahil şeridinin darlığı ve gemilerin kıyıya yanaşamadığını öne sürerek, Sadrazamdan dolgu izni alır. Basmane Garı’nın denize bağlandığı noktayı gümrüklü mal depolama alanı olarak kullanmak üzere doldurulur. Taş söveleri, çatı parapeti, bina aksındaki süslemeleri, dairesel yontulmuş köşe taşlarıyla, özenli bir cephesi bulunan, katlı gümrük binası 1854 yılında tamamlanmıştır. 1905-1913 tarihlerinde deniz bir kez daha doldurularak Belçika’da üretilerek gemil
erle İzmir’e getirilen fort döküm dairesel kolonlar,u profil kolonlar ve çelik profil çatı makaslarının kullanıldığı büyük hol eklenmiş ve yapı bugünkü halini almıştır. Çelik strüktür elemanlarının geometrik formlarında görülen benzerlikler nedeniyle, Gustave Eiffel ekolüne ait olabilecekleri düşünülmektedir. Yapı Günümüzde alışveriş merkezi olarak kullanılmaktadır.


5-YALI (KONAK) CAMİ:
Konak Meydanında, çinileri ve sekizgen planıyla dikkatleri çeken, İzmir’in en zarif camilerinden Yalı (Konak) Cami, Mehmet Paşa kızı Ayşe Hatun tarafından 18.yüzyılda yaptırılmıştır. Firuze çinilerle süslü cami adeta Konak Meydanı ile özdeşleşmiştir.





Otelleri için tıklayınız 






6-HÜKÜMET KONAĞI

#tatilfikri
1868-1872 yılları arasında yapılmış olan Hükümet Konağı Türklerin ulusal bağımsızlık savaşı olan Kurtuluş savaşında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü 9 Eylül l922’de Türk ordusunun İzmir’e gelmesiyle Hükümet Konağına çekilen Türk bayrağı aynı zamanda İzmir’in kurtuluşunu simgeler.









#tatilfikri
7-SAAT KULESİ
1901 yılında Sultan Abdülhamit’ in tahta çıkışının 25.yıldönümü nedeniyle Sadrazam Küçük Sait Paşa tarafından yaptırılmıştır. Son derece zarif görünümüyle Konak Meydanını bir inci gibi süslemektedir. Teras yükseldikçe incelen sivri kemerleri, kubbecikleri, mukarnas işçiliği ve geometrik figürlerle donatılmış olan taş işçiliğinin dantele gibi bir zarafet içinde Saat Kulesi’ni çevrelemesi, oldukça zengin bir görüntü oluşturmaktadır. Kulenin saati Alman İmparatoru II.Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. İzmir‘in sembolü olarak kabul edilen Saat Kulesi‘nin altında bulunan odanın dört köşesinde çeşmeler bulunmaktadır.


8-İZMİR ARKEOLOJİ MÜZESİ

Üç katlı müzenin Üst Kat Salonu’nda İzmir çevresindeki ören yerlerinde yürütülen kazılardan arkeolojik buluntular sergileniyor.
Aynı kattaki Hazine Salonu’nda Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait altın, gümüş ve değerli taşlardan yapılmış süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler ve bronz Demeter heykeli görülebiliyor.
Orta kat (giriş kat) mermer eserlere ayrılmış. Arkaik Dönem’den Roma Dönemi sonuna kadar heykeller, büstler, portre ve mask gibi mermer eserler sergileniyor.


9-İZMİR ETNOGRAFYA MÜZESİ

Arkeoloji Müzesine bitişik 19. yy’da yapılmış Neo Klasik yapıdadır. Yapı 1831 yılında vebaya yakalanan hastalara, 1845 yılında yoksul Hıristiyan ailelerine tahsis edilmiş. Kesme taşlardan yapılan bina restore edilerek 1988 yılında müze olarak kullanılmaya başlandı.
İzmir ve çevresindeki XIX. yy. sosyal yaşamından eserler sergilenen müzenin birinci kat teşhir salonunda misafir odası, hamam takımları, el işlemeleri, efe giysileri ve aksesuarları, kentin ilk Türk eczanesi (İttihat Eczanesi) ile nalıncılık, keçecilik, nazar boncuğu yapımı, çömlekçilik, tenekecilik gibi ürünlerin yapılış şekilleri, deve güreşleri fotoğrafları sergilenmektedir.
İkinci kat salonunda gelin odası, oturma odası, sünnet odası; mutfak, gelin başları, Osmanlı sikkeleri, elyazması kitaplar ve yazı takımları; Osmanlı savaş araçları ile bölgeye ait kilim, halı, heybe ve benzeri dokumaları sergilenmektedir.


10-ASANSÖR
#tatilfikri
Mithatpaşa Caddesi ile Halilrıfatpaşa semti arasındaki yükselti farkından dolayı, iki semt arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak amacı ile 1907 yılında Musevi işadamı Nesim Levi tarafından bir asansör inşa edilmiştir. 51 m.’lik yükseklikte yer alan Halilrıfatpaşa semtine 155 basamaklı merdivenle çıkılıyordu. Buraya inşa edilen asansör kulesi ile iki semt arası birleştirilmiştir. Bu kulede iki asansör bulunmakta, bunlardan soldaki buharla, sağdaki ise elektrik ile çalışmaktaydı.1985 yılında gerçekleştirilen restorasyonla her iki asansör de elektrikle çalışır duruma getirilmiştir. 1992 yılında restore ettirilen tarihi asansör kentin önemli bir turistik durağıdır. Asansör'ün girişindeki Dario Moreno Sokağı'nın iki yanındaki sakız evleri de bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Üst terasta mevcut kafe ve restoran ziyaretçilere eşsiz bir körfez manzarası sunar.


11-İZMİR MİLLİ KÜTÜPHANE ve ELHAMRA SİNEMASI
Türkiye’nin Milli adını taşıyan ilk Kütüphanesi olan İzmir Milli Kütüphanesi, İttihat ve Terakki Fırkası’nın çabalarıyla,1912 yılında okumuş, kültürlü Türk gençlerinin yetiştirilmesi amacıyla, Beyler Sokağı’ndaki Salepçizade Konağı’nın selamlık bölümünde hizmete girmişti. Bugünkü binasının yapımına 1922’den sonra başlayarak, 1926 yılında Elhamra Sineması tamamlanarak hizmete açılmış, kütüphane binası ise 1933 yılında tamamlanabilmiştir.


12-KEMERALTI               Otelleri için tıklayınız 

#tatilfikri
Mezarlıkbaşı semtinden Konak Meydanı’na kadar uzanan bölgeyi içine alan ve her köşesi buram buram tarih kokan Kemeraltı Çarşısı yüz yıllardır İzmir’in en canlı alışveriş mekânıdır. İlk yapıldığı yıllarda çarşı, kısmen tonozlu, kiremit örtülü, yan sokakları ve arastalarıyla bir kapalı çarşı görünümündeydi ve Kemeraltı adını da bu özelliğinden almıştır.
Eskinin gizemli tonoz ve kubbeli dükkânlarının sayısı oldukça azalsa bile, modern iş merkezleri, mağazaları, aktarları, baharatçıları, sinemaları ve kafeteryaları ile sokakları günün her saati canlı, her türlü alış-verişin yapılabileceği bir merkez görünümündedir. Bu kapalı ve açık mekânlardan oluşan çarşıda geleneksel Türk el sanatlarından modern hediyelik eşyalara, seramiklerden ahşap ürünlere, halı ve kilimlerden deri ürünlere kadar her türlü ürünün her çeşidini bulmak mümkündür.


13-KEMERALTI CAMİİ
Yusuf Çavuşzade Ahmet Ağa tarafından 1671 yılında yaptırılan camii İzmir’deki eserlerin en önemlilerinden biridir. İbadet mekânı tek kubbeli ve kübiktir. Minaresi batıda olan caminin etrafında medrese, kütüphane ve sebil vardır. Caminin alçı süslemeleri dikkat çekicidir.


14-SALEPÇİOĞLU CAMİ
Salepçizade Hacı Ahmet Efendi tarafından 1906 yılında yaptırılan camiinin büyük bir kubbesi vardır. Dış duvarları mermer ve yeşil taşlarla örülmüş altı bölümlü Salepçioğlu Camii'nin ince yapılı zarif bir mimarisi vardır. İzmir’in en nadide camileri arasında yer almaktadır.


15-BAŞDURAK CAMİİ
Duvarları taştan minberi mermerden olan Başdurak Camii 1652 yılında Hacı Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmıştır. Dükkân ve depoların bulunduğu bir alt yapı üzerinde yer alan Cami, tek kubbe ile örtülü, kare planlı harim ile kuzeyindeki son cemaat yeri ve batısındaki minareden oluşur.


16-ALİ PAŞA MEYDANI
Aynı adlı meydanda yer alan şadırvan Çeşmeli Ahmet Reşid tarafından 18–19.yüzyılda yaptırılmıştır. Mermerden yapılmış, sekizgen gövdeli bir yapıdır. Kubbe sekiz mermer sütun tarafından taşınmaktadır. Birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanan sütunlar, şal ve çiçeklerle bezenmiş başlıklara sahiptir. Şadırvan 1894’de II. Abdülhamit tarafından onartılmıştır.


17-KESTANE PAZARI CAMİ
Kare mekân üzerine büyük bir kubbeyle etrafında 4 kubbeden oluşan cami 1667 yılında yapılmıştır. Son derece güzel olan mihrabın Selçuk’taki İsa Bey Caminden getirtildiği söylenmekte olup, taş işçiliği görülmeğe değer özelliktedir. Giriş kapısı üzerinde bir kitabenin yer aldığı Kestane Pazarı Caminin son cemaat yerinde üç kubbe bulunur.


18-HAVRA SOKAĞI
#tatilfikri
Havra Sokağı Kemeraltı’nın en hareketli bölgelerinden biridir. Cadde ismini bu alanda bulunan çok sayıdaki sinagogdan almıştır. Bu sinagoglar:
1. Sinyora (Giveret) : 927 Sokak No:77

2. Şalom (Aydınlıs) : 927 Sokak No:38

3. Algazi : 927 Sokak No:73

4. Bikkur Holim : İkiçeşmelik Cad. No:40

5. Etz Hayim : 937 Sokak No:5

6. Hevra (Talmut Tora) : 927 Sokak No 4/17

7. Bet İllel : 920 Sokak No:23                                                                        Otelleri için tıklayınız 


19-AGORA

İzmir’in Namazgâh semtinde bulunan Agora, mevcut görünümüyle Roma dönemine aittir. Agora antik dönemlerde politik toplantıların ve halkın alışveriş yaptığı bir yerdir. İzmir Agora’sı ticari olmaktan ziyade, bir devlet agorası görünümündedir.
1932–1941 yılları arasında yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Son dönemlerde yapılan kazılar sonucunda İzmir Agorasının bugüne kadar bilinen en büyük Agora olduğu ortaya çıkmıştır.


20-DÖNERTAŞ SEBİLİ
#tatilfikri
Anafartalar Caddesi ve 945 sokağın kesiştiği noktada bulunan Dönertaş Sebili, köşesindeki sütunun dönmesinden dolayı bu adı almıştır. Tek kubbeli kare planlı 19. yüzyıl başı yapısı olan sebilin Mermer kaplı cephesi, bitkisel motifler, manzara ve hat bezemeler ile süslenmiştir. Yapı, İzmir’in en güzel ve bakımlı sebillerindendir.


21- EMİR SULTAN TÜRBESİ
İzmir’in en eski tarihi mekânlarından olan ve Aydınoğlu Gazi Umur Bey’in komutanlarından Seydi Mükeremeddin Emir Sultan’ın mezarının da bulunduğu türbe, Namazgâh semti 951 Sokaktadır.


22-BASMANE OTELLER SOKAĞI
1296 Sokak üzerine yoğunlaşmış olan Oteller Sokağı 20.yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış konutların otele dönüştürülmesi nedeniyle önem kazanmaktadır. Oteller Sokağı, bitişik nizamlı, iki veya tek katlı ve bodrumlu yapılara sahiptir.


23-ŞADIRVAN CAMİ
1636 yılında inşa edilmiş cami ismini, yanında ve altında bulunan şadırvanlardan almıştır. 1815 yılında onarım görmüştür. Doğuda tek şerefeli bir minaresi ve batıda bir kütüphanesi bulunan caminin mihrap, minber ve vaaz yeri mermerden yapılmıştır.


24-KIZLARAĞASI HANI
#tatilfikri
Kızlarağası Hanı 1744 yılında Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılarak hizmete sokulmuştur. Osmanlı mimarisinin günümüze gelen, İzmir’deki nadir eserlerinden olan han, diğer Osmanlı Hanları gibi çarşılı ve avlulu hanlar düzenindedir. Kızlar Ağası Hanı 4000m2’lik kareye yakın dikdörtgen planlı, avluya bakan kısımları iki katlı, bedestenleri tek katlı yaklaşık 500m2’lik avlusu olan görkemli bir yapıdır.
1988–1993 yılları arasında restore edilerek günümüzde turistik bir çarşı olarak hizmete giren Kızlarağası Hanı’nda çok çeşitli el sanatları, her türlü hediyelik eşya, halı, kilim, gümüş takı, giyim eşyası, nargile ve malzemeleri, deri kıyafetler ve çarpıcı hediyelik eşyalar satışı yapan dükkânlar ile mistik havayı soluyarak çayınızı içebileceğiniz bir çayevi bulunmaktadır.


25-HİSAR CAMİ
Kemeraltı'nda, Kızlarağası Hanı'nın hemen bitişiğinde bulunan Hisar Camii, 1597 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taşlardan inşa edilen camiinin içi, Osmanlı süsleme sanatının en güzel örneklerini sergilemektedir. Minaresi tek şerefeli olan Hisar Camii'nin ortasındaki büyük hacimli kubbe sekiz adet fil ayağı üzerinde durmaktadır. Yanlarda üçer büyük, daha geride üç küçük ve son cemaat yerinde de 7 tane küçük kubbesi bulunmaktadır. Sütun başlıkları ve diğer süslemeleri günümüze kadar bozulmadan gelmiştir. Hisar Camii, aynı zamanda İzmir'in en büyük camiidir.


26-ÇAKALOĞLU HAN
Kızlarağası Hanı'nın tam karşısındaki küçük bir kapıdan girilen Çakaloğlu, ziyaretçilerini bir anda yıllar öncesine götürür. Hanı boydan boya geçip diğer kapıdan sokağa çıktığınızda ise, duvarlarındaki sebil çeşmesi ile karşılaşırsınız. Sebilde; bir cami figürlü İzmir kabartmasının üstünde "Yedi Uyuyanlar Efsanesi" eski Türkçe ile anlatılmaktadır.

27-MİMAR KEMALETTİN CADDESİ
#tatilfikri
Cadde, adını Osmanlı döneminde ilk Mimar ve Mühendis Cemiyeti’nin kurucularından olan Mimar Kemalettin’den almaktadır. Cadde, 1922’den günümüze kadar gerçekleşmiş mimarlık eserlerinin bir açık hava sergisi özelliğini taşımaktadır. 2002 yılında yeniden düzenlenen Mimar Kemalettin Caddesi, bir moda merkezi olarak düşünülmüş ve yeni görünümü bu doğrultuda tasarlanmıştır.



28-ST. POLYCARP KİLİSESİ
#tatilfikri
St. Polycarp Kilisesi M.S. 155 yılında inancından dolayı Romalılar tarafından bugünkü Kadifekale yakınında bulunan stadyumda 86 yaşında şehit edilen St. Polycarp adına yapılmış olup, İzmir’in en eski kilisesidir. Yapımı 1625 yılına kadar uzanmaktadır. Osmanlı İmparatoru Sultan Süleyman'ın müsaadesi ve Fransa Kralı XIII. Louis'in iradesi ile inşaa edilmiştir. Yapının iç duvarlarında bulunan freskler görülmeye değerdir.

29-İZMİR TARİH VE SANAT MÜZESİ
Kültürpark'ta yer alan İzmir Tarih ve Sanat Müzesi üç ayrı bölümde
n oluşuyor. Girişte sağdaki bina, taş eserlere, ortadaki bina seramik eserlere ve soldaki bina da değerli eşyalara ev sahipliği yapmaktadır.
Taş eserler bölümünde İzmir ve yakın çevresindeki ören yerlerinden heykeller, kabartmalar sergileniyor. Agora'da gün ışığına çıkartılan Demeter, Poseidon, Artemis heykel grubu görülmeye değerdir.
Seramik eserler bölümünde ise, başta Smyrna Tepekule höyüğü olmak üzere, İzmir çevresindeki prehistorik yerleşimler Baklatepe, Kocamıştepe, Pınartepe ve Limantepe’den buluntular ve seramik parçaları sergilenmektedir.
Değerli Eserler Bölümü’nde Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait altın, gümüş ve değerli taşlardan yapılmış süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler bulunmaktadır.


30-KADİFEKALE
İzmir merkezde körfeze hâkim bir noktada kurulmuş olan Kadifekale M.Ö. 3 yy.da Büyük İskenderin talimatı ile Generallerinden Lysimachos tarafından inşa edilmiştir.
#tatilfikri
Kenti taç gibi süsleyen Kadifekale ilk yapıldığı dönemdeki özellikleriyle günümüze dek ulaşamamıştır. Kale Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de kullanıldığı için bu dönemlerde geçirdiği onarımların izlerini taşımaktadır. Kalenin etrafı bugün modern yerleşim yeri ile çevrili olmasına karşın Helenistik ve Roma dönemine ait sur duvarları görülebilmektedir.
Deniz seviyesinden 186m.yükseklikte kurulan Kadifekale 6 kilometrelik bir alan üzerinde yer almaktadır. Doğu ve Güney duvarları tamamen yıkılmış olan kalenin Kuzey ve doğu duvarları ile beş kulesi ayakta kalmıştır. Kulelerin yüksekliği 20-35m.dir. Kale içinde Bizans Dönemine ait kemerli büyük bir sarnıç ve bir mescit kalıntısı bulunmaktadır.

İzmir otelleri için tıklayınız 


#tatilfikri