TATİL FİKİRLERİ - KİRALIK ARAÇLAR - OTELLER - GEZİLECEK YERLER - ŞEHİR BİLGİLERİ - FESTİVALLER - EKONOMİK OTELLER - TATİL KÖYLERİ - RENT'A CAR

Bu Blogda Ara

Booking.com

30 Ekim 2015 Cuma

Büyük Kanyon Arizona





ABD'nin Arizona eyaletindeki  Kuzey Amerika'nın 2 milyar yıllık coğrafi oluşumunu gözler önüne seriyor. 450 kilometre uzunluğundaki ve 1800 metre derinliğindeki devasa 'yarık' güzelliğiyle göz kamaştırıyor

Dünyanın en büyük doğa harikalarından birini görmeye ne dersiniz? O zaman Amerika Birleşik Devletleri'ne gidelim; 

Arizona eyaletinin kuzeyine, Grand Canyon'a ya da Türkçe adıyla Büyük Kanyon'a... Colorado ırmağının, Colorado platosunu oymasıyla ortaya çıkan Büyük Kanyon, görenleri kendisine hayran bırakıyor. Tarihi yeryüzü oluşumu, doğanın en cömert davranışı, hatta bir hazine olarak nitelendiriliyor. Çünkü Büyük Kanyon muhteşem renklerle donatılmış vadileri, dik yokuşları ve göz kamaştırıcı manzarasıyla yeryüzündeki en güzel tablolardan biri. Devasa 'yarık', eyaletin kuzeydoğusundan batıya uzanıyor ve eyaleti de iki bölüme ayırıyor. Yaklaşık 450 kilometre uzunluğundaki Büyük Kanyon'un genişliği 6 ile 30 kilometre arasında değişiyor. Derinliği ise inanılmaz: 1800 metre! Görsel güzelliğinin yanı sıra kanyonu mükemmel yapan diğer özelliği, milyonlarca yıllık jeolojik hareketleri gözler önüne sermesi. Büyük Kanyon, Kuzey Amerika'nın 2 milyar yıllık coğrafi gelişimini görebilmemizi sağlıyor ve bu özelliğiyle bilim insanlarının pek çok sorusunun yanıtını barındırıyor. 

Esrarengiz biçimde ortadan kaybolan halk
3 bin yıl öncesinde dahi Büyük Kanyon çevresinde 'hayat var'dı. Desert Culture adı verilen Kızılderililer, avcı ve toplayıcıydı. Yaklaşık 2 bin yıl önce ise Anasazi adı verilen halklar bölgeye yerleşti. Tarımla geçinen Anazasiler'in izlerine, mağara resimlerine hâlâ rastlamak mümkün. Ancak 700 yıl kadar önce Anazasiler ansızın ortadan kayboldu. Sebebi ise hâlâ bilinmiyor. Anazasiler'i, Hopiler takip etti. Pek çok başka Kızılderili kabilesi gibi onlar da Büyük Kanyon yöresini benimsemişti. Günümüzde bölge Havasupai Kızılderilileri'ne ev sahipliği yapıyor. 



İspanyollar ve Amerikalılar'ın keşfi  Aizona

Grand Canyon'u ilk gören Avrupalı, İspanyol Garcia Lopez de Cardenas idi. Kaşif Francisco Vasquez de Coronado tarafından görevlendirilen Cardenas, 1540'ta İspanyol askerlerle kanyonun güney yamacına ulaştı. Üç asker uçurumdan aşağı indi, ancak susuz kaldıkları için geri dönmek zorunda kaldılar. Bu olaydan sonra kanyon unutuldu, 200 yıl kadar hiçbir Avrupalı buraya ayak basmadı. 1776'da Santa Fe'den California'ya giden bir yol arayan iki İspanyol rahip, devasa yarığın kuzey yamacına ulaştı. 1850'lerde ise Utah eyaletindeki İsa Mesih'in Son Zaman Azizler Kilisesi'nin liderlerinden Brigham Young, bölgeye ilk yerleşimcileri gönderdi. Amaçları, nehri geçecek yollar bulmak olan bu yerleşimciler, Kızılderililer ile iyi ilişkiler kurdu ve gerçekten de nehri geçebilecekleri iki nokta keşfettiler: Lee's Ferry ve Pierce Ferry. 


Kanyonun kayaç katmanları, kireçtaşı ve rüzgarların taşıdığı kumtaşlarından oluşuyor. Kanyon kayaçlarının üzerinde, Mezozoyik dönemden (225-65 milyon yıl önce) kalma, uçurumlarla dolu tepelerin kalıntıları, kırmızı, beyaz ve aşınmış pembe kayalık taraçalar yer alıyor. Yayla tepelerini kısmen örten siyah lav katmanları ve yanardağ konileri ise görece yakın dönemlerde oluşmuş. Kimi volkanların son 1000 yılda faaliyete geçtiği tahmin ediliyor. 

Kum, çamur ve çakılColorado ırmağının Büyük Kanyonu yarması, ırmağın hızı, hacmi, basıncı, ayrıca taşıdığı çamur, kum, çakıl gibi aşındırıcı maddeler sayesinde gerçekleşti. 

#tatilfikri #amerika #arizona #büyükkanyon













28 Ekim 2015 Çarşamba

Unesco'nun Türkiye'deki Kültür Mirasları





UNESCO TÜRKİYE MİRAS YERLERİ 
Ülkemizin değerlerini yurt  dışında milyonlarca insana  tanıtırken sadece  güneş  plaj ve otel  üçgeninde sınırlamamak  gerekir yaşadığımız coğrafya  binlerce yıldan bugüne kadar  soyut ve  somut mirasları da harmanlayarak  bugüne gelmiştir.. Dünya  miras listesinde yer alan önemli 11 yeri  ve soyut  mirasları  sizlerle  paylaşmak istedim .. Kültür gezisi ve  keşfetmeyi  seven  misafirlerimize buyrun karavanımıza  diyoruz Unesconun ülkemizdeki miras bölgelerini tanıyalım ...
UNESCO kelimesi, İngilizce United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuştur. Dilimizde "Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu" biçiminde karşılanmıştır.UNESCO Birleşmiş Milletler'in bir özel kurumu olarak, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 1946 yılında kurulmuştur. Bu Kurumun Yasası 1945 yılı Kasım ayında Londra'da 44 ülkenin temsilcilerinin katıldıkları bir toplantıda kabul edilmişti. Türkiye, bu Yasayı imzalayan ilk yirmi devlet arasında onuncudur. UNESCO Sözleşmesi, ülkemizde 20 Mayıs 1946 tarihli ve 4895 sayılı kanunla onanmıştır. Bu onamanın ardından UNESCO kuruluş yasasının 7. maddesi gereğince UNESCO Genel Direktörlüğünün ülkemizdeki tek ve yasal temsilcisi niteliğinde olan UNESCO Türkiye Millî Komisyonu 25.08.1949 tarihinde faaliyete geçmiştir.
UNESCO bütçesi, üye devletlerin iki yılda bir bu Kuruma ödedikleri aidat ile sağlanır. Bu bütçe dışında, Birleşmiş Milletler Özel Fonu'ndan, teknik yardım programından olmak üzere, önemli para kaynakları temin edilir. Bu kaynaklar, iki yıllık UNESCO bütçesi tutarına yakındır.
UNESCO eğitim, bilim ve kültür alanlarındaki amaçlarını, kendisine üye olan her devlette kurulan Milli Komisyonlarla gerçekleştirmeye çalışır.


TÜRKİYE UNESCO DOĞAL  VE  KÜLTÜREL MİRAS LİSTESİ
1.BERGAMA ÇOK KATMANLI KÜLTÜREL PEYZAJ ALANI (İZMİR)



Dünya Miras Listesine  Alınma Tarihi 2014




Dünya  Miras Komitesinin 38. Dönem  Toplantısında Kültürel Peyzaj kategorisinde Dünya Miras Listesine alınan ve Helenistik, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı Dönemlerine ait katmanları içerisinde barındıran Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı, Pergamon (çok katmanlı kent), Kibele Kutsal Alanı, İlyas Tepe, Yığma Tepe, İkili, Tavşan Tepe, X Tepe, A Tepe ve Maltepe Tümülüsleri olmak üzere dokuz bileşenden oluşmaktadır.


Kale Dağı’nın tepesindeki antik Pergamon yerleşimi anıtsal mimarisiyle Helenistik dönem şehir planlamacılığının en iyi örneğini temsil etmektedir. Athena Tapınağı, Trajan Tapınağı, Helenistik dönemin en dik tiyatro yapısı, kütüphane, Heroon, Zeus Sunağı, Dionysos Tapınağı, agora ve gymnasion yapıları bu planlama sisteminin ve dönem mimarisinin en seçkin örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır.Helenistik Bergama Krallığının başkenti olan kent, önemli bir eğitim merkeziydi. Daha sonra Roma İmparatorluğunun Asya Eyaleti başkenti olan Bergama, döneminin en önemli sağlık merkezlerinden Asklepion’a ev sahipliği yapmıştır.



Çevresindeki kültürel peyzaj ile birlikte Helenistik ve Roma Dönemlerine ait pek çok istisnai örneği içerisinde barındıran kent, özellikle Roma ve Doğu Roma dönemlerine ait katmanlar üzerinde yayılmış olan Osmanlı dönemi mimarisine ait pek çok cami, han, hamam ve ticari merkez ile de önemini korumuştur.

2.BURSA VE CUMALI KIZIK OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN DOĞUŞU



İlk kez M.Ö. 200 yılında yerleşim görmüş olan Bursa, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Osmanlıların ilk başkenti olarak en görkemli yıllarını yaşamıştır. Bursa’da, Osmanlıların ilk altı padişahı döneminde yapılmış olan 127 cami, 45 türbe, 34 medrese, 25 han, 37 hamam ve 14 imarethane bulunmaktadır. Uludağ’ın kuzey eteklerinde bulunan Cumalıkızık ise Osmanlıların Bursa’yı fethinden önce lojistik destek görevi görmek amacıyla kurulmuş olup; sadece tarihi dokusunu korumakla kalmamış aynı zamanda geleneksel yaşam biçimini günümüze kadar taşımıştır.



2014 Yılında UNESCO Dünya Mirasları Listesine giren Cumalıkızık Köyü’ne Etnografya Müzesi açıldı. Vali Münir Karaloğlu, “Cumalıkızık’ta yaşayan vatandaşlarımızın, Osmanlı’nın kuruluşundan bu güne taşımış oldukları, örfleri, adetleri, yaşam biçimleri, güler yüzlü misafirperverlikleri, bence en az köyün tarihi ve doğal dokusu kadar önemlidir” dedi.
Bursa’nın en önemli yaşayan simgelerinden olan, 2014 Yılında UNESCO Dünya Mirasları Listesine giren Cumalıkızık Köyü’ne Etnografya Müzesi açıldı. 700 yıllık Tarihi ile doğal dokusunu bozmadan hala ayakta kalan köyün her bir dönemine ışık tutan eserler bu müzede sergileniyor. Cumalıkızık köyünün Dünya Kültür Mirası Listesine girdikten sonra yapılan toplantı’da Müze konusunun gündeme alındığını belirten Bursa Valisi Münir Karaloğlu açılış töreninde yaptığı konuşmasında: ” Büyükşehir Belediyesi ve Cumalıkızık’ta yaşayan vatandaşlarımızın desteği ile bu gün müzemizin açılışını yapıyoruz. Cumalıkızık’a gelen ziyaretçiler gerçekten 700 yıllık bir köydeki yaşam tarzını, kültürünü, örfünü, adetini bu müzede görebilir.



Cumalıkızık Osmanlı’nın ayakta kalmış, 700 yıllık tarihi ile en önemli köylerinden bir tanesi. Tarihi ve Doğal dokusu var. Ama bana göre bu özelliklerinin yanında en önemlisi Cumalıkızık’ta yaşayan vatandaşlarımızın Osmanlı’nın kuruluşundan bu güne taşımış oldukları, örfleri, adetleri, yaşam biçimleri, güler yüzlü misafirperverlikleri, bence en az köyün tarihi ve doğal dokusu kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Cumalıkızık’lı vatandaşlarımız ne olur bu özelliklerini kaybetmesinler. İnsanlar sadece bu köyde taştan yapılmış binaları veya taştan döşenmiş sokaklarınızı görmeye gelmiyor. Sizi de tanımaya geliyor, sizin yaşam biçiminizi de öğrenmeye geliyor. Sizin örfünüzü, geleneğinizi de öğrenmeye geliyor. Onun için bu müze ve miras  çok önemli.
Köyün tarihteki yaşam biçiminin anlatıldığı bu Etnografya Müzesi onun için önemli. Buranın yaşaması önemli. Ben tekrar emeği olan herkesi kutluyor ve köyden elindeki eserleri bağışlayarak katkı sunan vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum” dedi. Açılışın ardından Vali Karaloğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ve protokol üyeleri ile birlikte müzeyi gezerek bilgi aldılar.
                                                Bursa Otelleri içim tıklayınız

ÇATALHÖYÜK  NEOLİTİK KENTİ (KONYA)





İnsanlığın gelişiminde önemli bir evre olan yerleşik toplumsal hayata geçişle birlikte, tarımın başlangıcı ve avcılık gibi önemli sosyal değişim ve gelişmelere tanıklık eden Çatalhöyük Neolitik Kenti, Güney Anadolu Platosu’nda yaklaşık 14ha.lık bir alan üzerinde yer almaktadır. İki höyükten oluşan Çatalhöyük Neolitik Kenti’nin daha uzun olan Doğu Höyüğü, M.Ö. 7400 ve 6200 yılları arasına tarihlenen 18 Neolitik yerleşim katmanından oluşmaktadır. Söz konusu katmanlarda, sosyal örgütlenmeyi ve yerleşik hayata geçişi simgeleyen duvar resimleri, 


rölyefler, heykeller ve diğer sanatsal öğeler yer almaktadır. Batı Höyüğü ise M.Ö. 6.200 ve 5.200 yılları arasına tarihlenen Kalkolitik Döneme ait kültürel özellikler göstermektedir. Bu özellikleriyle Çatalhöyük, aynı coğrafyada 2000 yıldan fazla bir süredir var olan köylerden kentsel hayata geçişin de önemli bir kanıtıdır.



 Çatalhöyük’teki içlerine çatılardan girilen birbirine bitişik evler ile sokağı olmayan yerleşim ünik bir özellik sergilemektedir. Ortadoğu ve Anadolu’da diğer Neolitik alanlar bulunmuş olmasına rağmen, Çatalhöyük Neolitik Kenti, kalıntıların boyutu, yaşayan toplumun yoğunluğu, güçlü sanatsal ve kültürel gelenekler ve zaman içindeki sürekliliğin benzersiz bileşimi ile olağanüstü evrensel değer taşımaktadır.


3.EDİRNE SELİMİYE CAMİİ ve KÜLLİYESİ (EDİRNE


İstanbul’un fethinden önce Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan Edirne’nin en önemli anıtsal eseri olan ve şehrin siluetini taçlandıran Selimiye Camii ve Külliyesi, 16. yy.’da Sultan II. Selim adına yaptırılmıştır. Teknik mükemmelliği, boyutları ve estetik değerleriyle döneminin ve sonraki zamanların en muhteşem eseri olan Camii ve Külliye, Osmanlı mimarlarından en önemlisi Sinan’ın Ustalık Dönemi eseri, mimarlık sanatının en görkemli örneklerinden biri ve insanın yaratıcı dehasının bir başyapıtı olarak kabul edilmektedir.


İnce ve  zarif 4 minareye sahip büyük kubbesiyle görkemli Camii, iç tasarımında kullanılan ve döneminin en iyi örnekleri olan taş, mermer, ahşap, sedef ve özellikle çini motifleri ve ince işçilikleri ile kubbe ve kemerlerindeki kalem işleri, mermer döşemeli avlusu ve yapıyla bağlantılı el yazması kütüphanesi, eğitim kurumları, dış avlusu ve arastası ile bir sanat türünün zirvesini temsil etmektedir.
Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin 19-29.06.2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen 35. Dönem Toplantısında alınan 35 COM 8B.37 sayılı karar ile 1. ve 4. kriterler kapsamında kültürel varlık olarak Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmiştir.
                                                Edirne Otelleri için tıklayınız


4.TRUVA  ANTİK KENTİ 


Truva, dünyadaki en ünlü antik kentlerden birisidir. Truva’da görülen 9 katman, kesintisiz olarak 3000 yıldan fazla bir zamanı göstermekte ve Anadolu, Ege ve Balkanların buluştuğu bu benzersiz coğrafyada yerleşmiş olan uygarlıkları izlememizi sağlamaktadır. Truva’daki en erken yerleşim katı M.Ö. 3000-2500 ile erken Bronz Çağı’na tarihlenmektedir, daha sonra sürekli yerleşim gören Truva katmanları M.Ö. 85 – M.S. 8. yüzyıla tarihlenen Roma Dönemi ile sona ermektedir. Truva, bulunduğu coğrafi konum nedeniyle burada hüküm süren uygarlıkların diğer bölgelerle ticari ve kültürel bağlantıları açısından daima çok önemli bir rol üstlenmiştir.


 Truva ayrıca gösterdiği kesintisiz katmanlaşma ile Avrupa ve Ege’deki diğer arkeolojik alanlar için referans görevi görmektedir. İlk olarak 1871’de Heinrich Schliemann, daha sonra W. Dörpfeld, C.W Blegen tarafından kazılmış olan bu görkemli arkeolojik şehirde kazılar halen Tübingen Üniversitesi tarafından sürdürülmektedir.


Truva Antik Kenti  1998 Yılında Dünya Miras Listesine alınmıştır .

5. SAFRANBOLU (KARABÜK)



Karadeniz kıyılarını, Batı, Kuzey ve Orta Anadolu’ya bağlayan yol üzerinde yer alan tarihi Safranbolu Şehri, coğrafi konumu nedeniyle çok eski devirlerden beri yerleşim görmektedir. 
14. yy.ın başlarından bu yana Türklerin hakimiyetinde olan Safranbolu, özellikle 18. yüzyılda Asya ve Avrupa arasındaki ticaretin önemli bir merkezi olmuştur. Türk kentsel tarihinin bozulmamış bir örneği olan bu şehir, geleneksel şehir dokusu, ahşap yığma evleri ve anıtsal yapılarıyla bütünü sit ilan edilmiş ender kentlerden biri olarak UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer almaktadır.
Safranbolu Otelleri için tıklayınız

6.PAMUKKALE -HİERAPOLİS(DENİZLİ)




Çaldağı’nın güney eteklerinden gelen kalsiyum oksit içeren suların oluşturduğu görkemli beyaz travertenler ve geç Helenistik ve erken Hıristiyanlık dönemlerine ait kalıntılar içeren Hierapolis arkeolojik kenti, antik çağlardan bugüne kadar ulaşan en çarpıcı merkezlerden biridir. Denizli’ye 2 km. uzaklıkta bulunan bu alan, ayrıca çok çeşitli rahatsızlıklara iyi geldiğine inanılan şifalı suları ile de ünlüdür.Antik kentin M.Ö. II. yüzyılda Bergama krallarından II. Eumenes tarafından kurulduğu, adını ise Bergama’nın kurucusu Telephos’un eşi Heira’dan aldığı sanılmaktadır. Eski kaynaklara göre metal ve taş işlemeciliği, dokuma kumaşları ile ünlü olan kent, Büyük Konstantin döneminde Frigya bölgesinin başkentliğini yapmış, Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olmuştur. Bu özellikleri ile alan UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer almaktadır. 





LETOON: Xanthos’a 4 km. uzaklıkta bulunan Letoon, Antik Çağda Likya’nın dini merkezi konumundaydı. Bu kutsal alanda Leto, Apollon ve Artemis tapınakları ile birlikte, bir manastır, bir çeşme ve Roma Tiyatrosu kalıntıları bulunmaktadır. Artemis ve Apollo’nun annesi Leto’ya adanmış olan en büyük tapınak, batıda bulunan ve peripteros tarzında yapılmış Leto Tapınağıdır ve 30.25 m’ye 15.75 m. büyüklüğündedir. Doğuda yer alan Dor tarzında yapılmış olan Apollo tapınağı, Leto tapınağından daha az korunmuş durumdadır ve 27.90 m.’ye 15.07 m. boyutları ile daha küçüktür. Her iki tapınağın ortasında yer alan ve en küçük tapınak olan Artemis tapınağı 18.20 m.’ye 8.70 m. boyutlarındadır. Letoon, Xanthos ile birlikte UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer almaktadır.


8.NEMRUT DAĞI (ADIYAMAN- KAHTA)
Adıyaman’ın Kahta İlçesi’nde 2150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı yamaçlarında hükümdarlık yapmış olan Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için yaptırdığı mezarı, anıtsal heykelleri ve benzersiz manzarası ile Helenistik Dönemin en görkemli kalıntılarından birisidir. Anıtsal heykeller doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmıştır. Doğu terası kutsal merkezdir ve bu nedenle en önemli heykel ve mimari kalıntılar burada bulunmaktadır. İyi korunmuş durumdaki dev heykeller kireçtaşı bloklarından yapılmıştır ve 8-10 metre yüksekliktedir. Varlığı bilinmekle beraber kral mezarı, henüz keşfedilememiştir.


9.HATTUŞA HİTİT BAŞKENTİ
Hattuşa (Çorum, Boğazköy), Hitit İmparatorluğunun başkenti olarak Anadolu’da yüzyıllar boyu çok önemli bir merkez olmuştur. Önceleri ilk sahipleri olan Hattiler tarafından “Hattuş” olarak adlandırılan şehir, Hitit egemenliğine geçtikten sonra “Hattuşa” adını aldı. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara şehrinin kralı Anitta tarafından alınan Hattuşa, yine Anitta tarafından yıkıldı. 
Yazılı kayıtlarda Anitta ilk Hitit kralıdır. Yaklaşık yüzyıl kadar sonra şehir, I. Hattuşili tarafından tekrar kurularak 400 yıldan uzun bir süre hüküm sürecek olan bir uygarlığın başkenti haline getirildi. Günümüzde görülebilen ve büyük çoğunluğu Büyük Kral IV. Tudhaliya dönemine ait olan kalıntılar arasında tapınaklar, kraliyet konutları ve surlar bulunmaktadır.



10.DİVRİĞİ DARUŞŞİFASI  ULU CAMİSİ (SİVAS )
Divriği ve civarında en erken yerleşim Hititler Dönemi'ne kadar inmektedir. Yöre, Mengücekoğullarının yönetimi altında olduğu dönemde Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından camii ile birlikte 1228-1229 yıllarında yaptırılmıştır. İslam mimarisinin bu başyapıtı iki kubbeli türbeye sahip bir cami ve ona bitişik bir hastaneden oluşmaktadır. 
Yapılar, mimari özelliklerinin yanı sıra, sergilediği zengin Anadolu geleneksel taş işçiliği örnekleriyle UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer almaktadır.



11.İSTANBUL'UN TARİHİ ALANLARI 

M.Ö. 7. yy.da kurulan İstanbul'un, kuzeyde Haliç, doğuda İstanbul Boğazı ve güneyde Marmara Denizi ile çevrili kısmı günümüzde “Tarihi Yarımada” olarak anılmaktadır. Kent, Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle tarihi boyunca kentte hüküm süren uygarlıklar için daima çok önemli olmuştur. Bu özellikleri ile kent, Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük İmparatorlulara başkentlik yapmıştır.
 Bu görkemli geçmişi ile farklı dinleri, kültürleri, toplulukları ve bunların ürünü olan yapıtları benzersiz bir coğrafyada bir araya getiren İstanbul, 1985 tarihinde UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 4 ana bölüm olarak dahil edilmiştir. Bunlar; Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan Arkeolojik Park; Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma Alanı ve Tarihi Surlar Koruma Alanı’nı içermektedir.



12.KAPADOKYA GÖREME MİLLİ PARKI 
Kuzeyde Kızılırmak, doğuda Yeşilhisar, güneyde Hasan ve Melendiz Dağları, batıda Aksaray ve kuzeybatıda Kırşehir ile sınırlanan Kapadokya bölgesi Kalkolitik Dönemden beri devamlı yerleşim alanı olmuştur. Alanın en önemli özelliği, Erciyes Dağı ve Hasan Dağı tüflerinin, rüzgar ve su aşındırması sonucunda oluşan olağanüstü kaya şekilleri ve kışın ılık, yazın serin olan ve bu nedenle her mevsim için uygun iç iklim koşulları taşıyan kayaya oyma mekanlardır.
Göreme, özellikle 7-13. yüzyıllar arasında baskılardan kaçan Hıristiyanların yerleşmesiyle Hıristiyanlığın önemli bir merkezi haline gelmiştir. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan alanlar içinde, Göreme Milli Parkı, Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Karain Güvercinlikleri, Karlık Kilisesi, Yeşilöz Theodoro Kilisesi ve Soğanlı Arkeolojik Alanı yer almaktadır.




13.DİYARBAKIR KALESİ VE HEVSET BAHÇESİ 
Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı; Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri olmak üzere iki ana bileşenden oluşmaktadır.
Bölgede hüküm süren medeniyetlerin, kültürlerin ve dönemin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenerek özgünlüğünü ve 7 bin yıllık tarihsel varlığını sürdüren Diyarbakır Kalesi, Surları ve Burçları hala orijinal ve özgün kültür varlıkları olarak yaşamakta, Dünya tarihi için önemli bir evrensel miras özelliğini korumaktadır.
Hevsel Bahçeleri, bahçe kültürünün çok önemli olduğu bir coğrafyada yer alan tarihi boyunca halkın kullanımına açık sivil bir bahçe olarak özgün bir değer ortaya koymaktadır. 30’dan fazla uygarlığın izlerini taşıyan bir bölgede 8 bin yıl gibi çok uzun süredir bahçe olarak var olmasıyla, tarımsal değerinin dışında, kültürel ve tarihi olarak da özgün bir yere sahiptir.
Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri’nin yaşamsal işbirliği ve Hevsel Bahçeleri’nin oluşturduğu peyzaj, kentin ve aday varlığın binlerce yıldır kesintisiz yaşam sürmesinde, en önemli etkendir.
Tatil Fikri olarak  ülkemizin en  güzel yerlerinde  bulunan  dünya  mirası  rotlarımızı  bir sonraki yazılarımızda paylaşacağız ..



                                                                                                                                                                                             

26 Ekim 2015 Pazartesi

Bir Nefestir Tatil




                                                            
                                                           Bir Nefestir Tatil


Tatil,yoğun iş günlerinden sıyrılarak,yorgunluğunuzu belki  kısa eslerle veya  uzun tatil  planlaması ile kendinize veya  sevdiklerinize ayırdığınız nitelikli zaman dilimidir...
Önemli olan  tatilde sizlerin beklentisine karşılık veren mutlu eden  ortamlarda veya tesislerde olmanızdır .Tercihiniz 
Tarihi keşiflerle dolu tatil...
Doğa keşifleri ...
Şehir keşifleri....
Yemek keşifleri...
İçinizdeki adrenalini keşfetmek...
Güneş  deniz kum keşfi...
Tekne veya lüks gemi ile denizlerin keşfi... 
Hafta sonu çevrenizdeki  güzellikleri keşfi...
Tercihiniz ne olursa olsun önemli olan sizi mutlu edebilecek  dinlendirecek güzel patlaşımlar yaşayabileceğiniz günleriniz tatiliniz olsun .. Derin tatil nefesini çekip mutlu  günleriniz olsun...                                                                    

     www.tatilfikri.com.tr
                                                           

21 Ekim 2015 Çarşamba

Avanos

#tatilfikri








www.tatilfikri.com.tr



Avanos'ta Kızılırmak kenarında bulunmuştur. Kapadokya Bölgesi’nde bugüne kadar ele geçen tek lahit olması açısından ilginçtir. Lahit, 1971 yılında tesadüfen ortaya çıkmış, semerdam biçimindeki kapağı kimliği tespit edilmeyen şahıslarca açılmış ve içindeki buluntular ne yazık ki çalınmıştır. Ceset üzerinde yapılan patolojik ve paleoantropolojik araştırmalar sonucunda lahitin, saçları kına ile boyanmış bir kadına ait olduğu anlaşılmıştır.

Dereyamanlı Kilisesi
Avanos'ta bulunan 2'nci yüzyıldan kalma son derece önem arzeden kilise Avanos Belediyesinin aldığı bir kararla Vatikan'dan gelen temsilcilerin de bulunduğu bir törenle ibadete açılarak bölgeye gelen dini grupların hizmetine sunulmuştur. Ayrıca Katolik aleminin ruhani lideri Papa 2'nci Jean Paul'de Kapadokya'ya ve özellikle Avanos'a Dereyamanlı kilisesine gelmek istediği söylenmiştir.

Paşabağı
Avanos'un güney çıkışında, yoldan 1 km içeridedir. Paşabağı veya Keşişler Vadisi diye adlandırılan küçük vadide iki ve üç başlık taşıyan birleşik peribacaları görülür. Bu bölge aslında peribacalarının oluşumu nu izleyebileceğiniz küçük bir müze gibidir. Peribacaları nın bazısı henüz oluşum halinde, bazısı oluşumunu tamamlamış, bazısı da olgunlaşıp bozulmaya başlamıştır. Paşabağı vadisinin ortasındaki üç başlı peribacası keşiş Simeon’un inziva hücresiymiş. Simeon aziz rütbesine ulaşmış ve çok saygı kazanmıştır. Çok gövdeli ve çok başlı olan bazı peribacalarının içlerine şapel ve oturma mekanları oyulmuştur. Üç başlı peribacalarının birinde Aziz Simeon adına yapılmış bir şapel ve inziva hücresi bulunmaktadır. Dar bir baca vasıtasıyla ulaşılabilen hücrenin girişini antitetik haçlar süslemektedir. İçinde ocak, oturma ve yatma mekanları ile ışık girmesini sağlayan pencere aralıkları mevcuttur.

Zelve
Avanos’a 3 km uzaklıktaki Zelve, gezmekten en çok zevk alacağınız yerlerden birisi, tırmanmaya ve keşfetmeye son derece elverişlidir.Üç vadiden oluşan Zelve Ören Yeri, Kapadokya'da peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir.Kaya oyma mekanlardaki trogloditik yaşamın ne zaman başladığı bilinmeyen Zelve, özellikle 9. ve 13.yüzyılda hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerler de bu yörede verilmiştir.Eski köy vadinin duvarlarına oyulmuş evlerden oluşuyordu. 1924 mübadelesinde, Rumlar Yunanistan’a göçünce buraya Türkler yerleştirildi. 1952’de ise tamamen boşaltıldı.

Öz konak Yeraltı Şehri

Avanos'un kuzeyinde yer alan yeraltı şehri, İdiş dağının kuzey yamaçlarına volkanik granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça yoğun olduğu yere yapılmıştır. Geniş alanlara yayılmış olan galeriler birbirlerine tünellerle bağlanmıştır.

Diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak katlar arası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktadır. Düzgün oyulmuş odaların girişleri kapatıldığında havalandırma da bu dar (5cm) ve uzun deliklerle sağlanmıştır. Yine diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak sürgü taşından sonra, tünel üzerine (düşmana kızgın yağ dökmek maksadıyla) delikler oyulmuştur.

Özkonak yeraltı şehrinde Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehrinde olduğu gibi hava bacası, su kuyusu, şırahane ve sürgü taşları bulunmaktadır.

Sarıhan Kervansaray
Sarıhan kervansarayı, doğu-batı bağlantısını sağlayan Aksaray-Kayseri güzergahının Nevşehir sınırları içinde kalır. Avanos ilçesinin 4 km güneydoğusundadır. II. İzzettin Keykavus zamanında - belki de onun tarafından - 1249 yılında yaptırılan Sarıhan 2000 m²'lik bir alanı kaplamaktadır.

Sarıhan'da yapı malzemesi olarak sarı, pembe ve devetüyü renginde, oldukça düzgün kesme taşlar kullanılmıştır. Gerek anıtsal portalin, gerekse iç portalin kapı kemerlerinde iki renkli taşlar kullanılmış, böylece dekoratif bir görünüm sağlanmıştır. Üst kısımları yer yer yıkılan han, 1991 yılında restorasyonu tamamlanarak orijinal haline getirilmiştir. Selçuklu sultanları, sultanhanların en son örneklerinden olan Sarıhan'dan sonra han yaptırmamışlardır.

Çeç Tümülüsü
Avanos'un hemen yakınındaki 32 m. yüksekliğindeki Çeç tümülüsünün, Gordion, Nemrut Dağı ve Karakuş (Adıyaman) gibi bir kral mezarı olduğu düşünülmektedir. Ancak, henüz kazı çalışması yapılamadığı için tümülüs hakkında çok fazla bir bilgiye sahip değiliz.  ÇavuşinAvanos'dan Göreme'ye giderken 2 km. sonra solda, çok eski yerleşimlerden biri olan, kaya içine kurulu bu köyde eski yerleşim evlerini kaya kütlelerinde görüyoruz. Bölgenin en önemli kiliselerinden 

Vaftizci Yahya Kilisesi buradadır.
Oldukça yüksek tek nefli, beşik tonozlu, üç apsisli olan kilisenin narteksi yılalmıştır. 964/965 yıllarına tarihlenmektedir.
Sahneleri: Tonozda müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, Mısır 'a kaçış, Yusuf un ikinci rüyası, Havarilerin Tanrı yolunda görevlendirilmesi, üç müneccimin tapınması, masum çocukların katliamı, Elizabeth'in takip edilişi, Zekeriya'nın öldürülmesi; batı duvarında Yusuf ve Meryem deney sonrası, Beytüllahim'e yolculuk, doğum, son yemek, ihanet, İsa'nın cehenneme inişi, vaftiz; kuzey duvarında İsa Plarus önünde, İsa Golgota yoluna, İsa çarmıhta, İsa'nın ölümü; güney duvarında Kudüs'e giriş, Lazarus'un diriltilmesi, kör adamın iyileştirilmesi, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, kadınlar boş mezar başında; apsis duvarında başkalaşım resmedilmiştir.
Güllüdere (Aziz Agathangelus) Kilisesi
Çavuşin köyüne yaklaşık 2 km uzaklıktaki Güllüdere vadisinin en soldaki kolunda yer alır. Vadinin hemen başlangıcında, solda dik bir yamaç üzerine yapılmıştır.
Nef, dikdörtgen planlı, düz tavanlı ve geniş tek apsislidir. VI.-VII. yüzyıla tarihlenen mimariye IX.-X. yüzyılda apsis ilave edilmiştir. Apsisteki iki ya da üç fresk seviyesi apsisin devamlı olarak boyandığını gösterir. Madalyon içinde tahtta oturan İsa'nın sağında ve solunda yer alan İncil yazarlarının sembolleri simetrik olarak resmedilmiştir.















































































#tatilfikri

Kuzey Ege

#tatilfikri





Güzel  ülkemin  en çok sevilen bölgelerindendir.  Kuzey  Ege’de  Doğayı , Mitolejiyi , Kültürü , Oksijeni, İyotu ve  sağlıklı tatları  tatilinizin içinde bulabilirsiniz, kuzey Ege'nin  her taşında, kayasında, ağacında, kuşunda, rüzgarında bir güzellik vardır ... Türkiye’nin oksijen deposu olarak ta  adlandırılır … Derin bir  nefes  gibidir Kazdağları,  İda  mitolejik dağ, madenleri  bitki örtüsü  kültürü ve  havasının temizliği ile  zengin olan İda , Bergama’dan Çanakkale sınırlarına kadar uzanan  efsanelere ev sahipliği yapmış  dağdır … Bu zengin dağın yer aldığı coğrafya yı keşfe çıkmak  toprağına ayak basmak bir anda yüzlerce hatta  binlerce yıl öncesine  gitmek tir … Kuzey ege yi  çevreleyen  bu dağın eteklerinde ovasında bulunan yerleri  giderek  görerek yaşayarak  bende bıraktığı  tatları ve hazları da sizlerle paylaşmak  istedim  Haydi Tatilfikri karavanına  binelim  İzmir Bergama’dan başlayarak   Gökçeada’yı da  içine alarak beraberce  gezelim...
Bergama 
Bergama
Bergama ,İzmir Şehrine 108 km uzaklıktadır . İzmir  Çanakkale Karayolu üzerinde ilerlerken , Bergama için Dikili yakınlarında sağa dönüp ana yoldan ayrılmanız gerekmektedir .Yaklaşık 30 km sonra Bergama ilçesinde ulaşabilirsiniz Bergama  İstanbul arası 551 km dir. Bergama Ankara arasındaki uzaklık 690 km dir .
Bergama İle İlgili Detaylı  bilgi  için tıklayınız 

Bergama Otelleri için tıklayınız 




Ayvalık 

Ayvalık 
Ayvalık özel bir coğrafyada, önemli bir kent olagelmiştir.  Zengin geçmişi, benzersiz doğası, kültürel potansiyeli, marka değerine sahip ürünleri, sıra dışı mutfağı ve uygar insanlarıyla kendine özgü bir ruhun oluşmasını sağlamıştır.  Bu nedenle, önemli turistik ve kültürel turizm destinasyonlarında hep başlarda yer almıştır. Bu üstünlüğünü halen sürdürmektedir.





Dikili
Doğal Güzellikleri ve denizinin temizliği ile dikili tatil seçeneklerinin arasında olması gereken yerlerden biridir.Merdivenli ve Denizköy'de bulunan krater gölleri ile mağaraları ve Madra Çayı'na dayanan ormanları ilçenin doğal zenginlikleri arasındadır

Dikili İle Detaylı Bilgi İçin Tıklayınız

Dikili Otelleri İçin Tıklayını z


Foça 


Foça
Foça sokakları evleri ve değirmenleri ile de yapısal olarak ünlüdür  tüm ege sahil kasabalarında olduğu gibi  Foça'da  gün batımı güzelliğinden nasibini almıştır.
Foça İle İlgili Detaylı Bilgi İçin Tıklayınız 

Foça Otelleri İçin Tıklayını 




Edremit 



Edremit
Edremit temiz deniz ve plajları, tarihi ve arkeolojik eserleriyle dinlenmek ve tatil yapmak için ideal bir yerdir. Denizi, dağ ve termali ile 12 ay yaşanacak bir tatil beldesidir
Edremit ile detaylı  bilgi için tıklayınız

Edremit otelleri için tıklayınız 

Altınoluk 

Altınoluk
Zeytinin yurdu olan Kuzey Ege , Kuzey Ege'ninde merkezi Altınoluk tur .. Oksijeni , Sahili ve sunmuş oldupu lezzetlerle  bölgenin en çok ziyaretçi alan yerlerinden biridir .
Altınoluk'la ilgili detaylı bilgi için tıklayınız ...

Altınoluk otelleri için tıklayını 


Güre
Güre Kuzey egenin termalleri ile  en zengin bölgesidir kasaba Kazdağları'nın eteklerindedir.
Güre ilgili detaylı bilgi için tıklayınız ...

Güre Otelleri için Tıklayınız 

Küçükkuyu 

Kuçukkuyu

Küçükkuyu, Balıkesir’e yaklaşık 125 kilometre uzaklıktadır. İstanbul üzerinden Tekirdağ, Eceabat, Çanakkale ve sonrasında Küçükkuyu yaklaşık 450 kilometre mesafede.
İstanbul yününden  İdo ile Bandırma’ya feribotla geçilirse ; Biga, Lapseki, Çanakkale, Ezine, Ayvacık üzerinden Küçükkuyu’ya ulaşabilirsiniz.
İzmir tarafından gelenler ise; Aliağa, Ayvalık, Edremit, Akçay, Altınoluk üzerinden Küçükkuyu’ya ulaşabilirler.
Kuçukkuyu ile ilgili detaylı bilgi için tıklayınız ... 

Küçükkuyu otelleri için tıklayınız 

Ayvacık 
Ayvacık
Ayvacık yöre halkının özellikle yörük köylerinin dokuduğu halılar göze çarpmaktadır ve oldukça ilgi görmektedir. Ayvacık Çanakkale, İzmir karayolu üzerinde yer almaktadır. İlçe merkezi 3000 nüfuslu küçük bir yerleşim yeridir. Ayvacık sınırları içinde bulunan turistik merkezler özellikle yaz aylarında hem yerli hemde yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir.
Ayvacıkla ilgili detaylı bilgi için tıklayınız ...

Ayvacık otelleri için tıklayınız 

Antik Liman 

Antik liman
Assos Limanı, Assos bölgesinin en çekici yerlerinden biri. Burası daracık taş sokaklardan oluşan, bir avuç yer aslında. Sit alanı olduğu için sadece yüzyıllık taş yapıların restorasyonuna izin verilmiş. Dolayısıyla yapılaşmada ahengi bozan bir durum yok. Limanda sadece turistik tesisler bulunuyor.


Antik Liman Otelleri için Tıkayınız 

Assos
Assos- Behramkale
Ah Assos  sen ne güzel yersin Egenin gizli cenneti  tatilfikrilerin de  olması gereken yerdir. Ege denizinin manzarası Kazdağlarının güzelliği
Assos'la ilgili detaylı bilgi için tıklayın...

Assos otelleri için Tıklayınız 

Yeşilyurt Köyü 

Yeşilyurt  Köyü
Yeşilyurt Köyü Küçükkuyu'dan Çanakkale istikametine  giderken 3 km sonrasında ulaşabileceğiniz güzel  köydür.tatilfikri karavanının dinlendiği, nefes aldığı, meydandaki  kahvesinde çayını yudumladığı yerdir...
Yeşilyurt detaylı bilgi için tıklayınız...

Yeşilyurt Otelleri için Tıklayınız 

Adatepe Köyü 
  
Adatepe
Kazdağlarının etklerinde yer alan Adatepe köyü, Kuçukkuyu ya yakın olan  köylerden biridir .. Adatepe köyü mitlejik hikayelerin yaşandığı zeus altarınn yolunda nefes alınan  köydür .
Adatepe köyü ile  ilgili detaylı blgi için tıklayınız ..

Adatepe Oteleri  İçin Tıklayınız 

Geyikli 

Geyikli 
Geyikli son yıllarda  gözde tatil yerlerinden biri oldu  Özellikle  Bozcaada'yı  keşfetmeye ve tatilini geçirmek isteyenler tatilcilerin uğrak yeridir ...
Geyikli detaylı bilgi için Tıklayınız 


Çanakkale 
Çanakkale
Ülkemizin  en  özel yerlerinden biridir
Çanakkale Detaylı bilgi için tıklayınız...

Çanakkale Otelleri için Tıklayınız 

Bozcaada
Ülkemizin Üçüncü büyük adasıdır Çanakkale iline bağlıdır  Bozcaada'ya Geyikli iskelesinden feribota binilerek  geçilmektedir...
Bozcaada detaylı bilgi için Tıklayınız ...

Bozcaada Otelleri için Tıklayınız 

#kuzeyege

Türkiye'nin en büyük adasıdır .Su Kaynakları bakımından da dünyann dördüncü büyük adasıdır 




Şahindere Kalyonu  #tatilfikri 



Şahindere Kalyonu 
Körfezi'i oksijen çadırına dönüştüren etkenlerin başında Şahinderesi Kanyonu geliyor.
Bölgede hava değişimini sağlayan kanyon, dağdan çektiği çam kokulu havayı ovaya dağıtırken, denizden aldığı iyot kokulu havayı, dağa çıkartarak bir çeşit baca görevi görüyor. Karşılıklı hava sirkülasyonunu sağlayan 27 kilometre uzunluğundaki kanyonun yüksekliği 600 metre. Çevresi şifalı bitki ve otlarla bezeli olan Şahinderesi Kanyonu'na gitmek için Orman İşletme Müdürlüğünden izin almanız gerekli. Lütfen rehbersiz gezmeyin, tehlikeli olabilir.

Yol üzerindeki gölcüklerin suyu soğuk ve kireçsiz olduğundan vücut üzerinde çok çabuk kuruma özelliğine sahip. Bunlardan biri olan Dereçatı mevkiinde yüzebilirsiz. Mayo ve havlunuzu yanınızda bulundurmanızda fayda var. Su ve kuş sesinden başka ses duyulmayan bölgede pınar suları hayli bol. "Dereçatı suyu" çiçek ve kekik kokularını da beraberinde getirip, yosunlu kayaların kalbinden akıyor. Biraz ilerideki pınar ise nanelerin arasından aktığı için "Naneli pınar" ismiyle anılıyor.

TAHTAKUŞLAR
Edremit’e 17 km Akçay’a 5 km Balıkesir Çanakkale E-24 karayoluna 2 km. uzaklıkta asfalt yolla bağlı, doğal güzellikler içinde kurulmuş, Türkiye’nin ilk Özel Etnoğrafya Müzesi ile 1992 yılında açılan ve Türkiye’de ilk kez bir köyde kurulan bir sanat galerisidir.
Alibey Kudar isminde bir İlkokul Öğretmeni tarafından kurulan Galeri’de Orta Asya’dan Türkiye’ye göç eden Konar-Göçer Türk boylarının ilginç ve özgün kültür varlıkları, giyim eşyaları, aletleri, halıları ve çadırları sanat galerisinde her tür sanat yapıtları yıl boyunca sergilenmektedir.

Tahtakuşlar Köyü ve Kazdağı Türkmenleri: Oğuz boylarından biri olan 'Ağaç Eri'ler, 13. yüzyılda Moğol baskısından kaçarak Hazar Denizi'nin kuzeyine göç etmişler. Önce Horasan'a, ardından Irak'a uzanan bu göç öyküsü, Toroslar'a kadar devam etmiş. Tahta işlemedeki ustalıkları nedeniyle, onlara "Tahtacı Türkmenleri", kısaca "Tahtacılar" denmiş. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u almayı kafasına koyduğu zaman, kullanacağı gemi ve kızakların kerestelerinin İda Dağı'ndaki ağaçlardan işlenmesini emretmiş. İşin 'erbabları'nın Toroslar'da yaşadıkları anlaşılınca, Tahtacı Türkmenleri'ne yeni bir göç yolu gözükmüş. Padişahın fermanı üzerine develerini yükleyip İda'nın yolunu tutan Tahtacılar, burada Midilli isyanlarını bastırmada da kullanılan 67 adet geminin yanı sıra, birçok ahşap malzeme de yapmışlar. Fetih sonrasında yöreyi terk etmeyip, Türkmen geleneklerini sürdüren köyler kurmuşlar.
Kaz Dağı'nın görkemli ağaçları büyük yangınlar geçirmeden önce, yörede av hayvanlarının bolluğu anlatılır. 1860'larda yerleşik düzene geçen Türkmenler, bu yüzden kurdukları köylerden birine "Kuşlar Bayırı" demişler. 1948'de, köyün adını, alın teri döktükleri ağaçlara ve geleneklerine saygıyla, "Tahtakuşlar" olarak değiştirmişler.
Altınoluk'tan Akçay'a doğru giderken, yolun 15. km.sinden (Akçay’a 5 km. kala) sola sapıp iki kilometre asfalt bir yol ile Tahtakuşlar Köyü'ne ulaşılıyor. Edremit Körfezi'nin mavisi ile sırtını yasladığı dağların yeşilinin içine saklanmış bir inci beyazlığındaki evleri ile ilk görenleri büyülüyor, Tahtakuşlar.

TAHTAKUŞLAR KÖY MÜZESİ

#kuzeyege




Mütevazi bir köylü aile tarafından kültür ve sanat merkezi haline getirilen TAHTAKUŞLAR köyü, doğal güzellikler içinde kurulmuş, 130 haneli ve 600 nüfuslu şirin bir köydür.













Köyde 1991 yılında açılan Türkiye'nin ilk ÖZEL ETNOGRAFYA GALERİSİ ile 1992 yılında açılan ve Türkiye'de ilk kez bir köyde kurulan sanat galerisi bulunmaktadır. Etnografya galerisinde Orta Asya’dan Türkiye'ye göç eden Konar - Göçer Türk Boylarının ilginç ve özgün kültür varlıkları, giyim, ev eşyaları, aletleri, halıları ve çadırları, sanat galerisinde ise her tür sanaf yapıtları yıl boyunca sergilenmektedir.
Tatilinizi unutulmaz anılarla değerlendirmek istiyorsanız, Uluslararası bir ün ve nitelik kazanan bu galeriye uğrayın. Burada Konar - Göçer Türk boylarının öz kültürünü tanıma fırsatı bulacaksınız.

































Zeus Altarı / Adatepe Köyü
Zeus Altarı, Küçükkuyu’dan 3 kilometre uzaklıkta bir tepenin üzerinde. Altar, tapınaklarda kurban kesilen, günnük yakılan, dinsel tören yapılan yer anlamında. İda’nın eteklerine doğru çıktıkça, zeytin ağaçlarının dalları, yaprakları yemyeşil.. Bin yıllık gövdeden fışkıran yeşilliği görüyorsunuz .. Bin yıldır meyve veren ve insanları besleyen, büyüten, sağlıklı kılan canlılar.. Dallardaki yaprakların karşılıklı konumu ve meyvesi, karşılıklı insanların sohbetine ne kadar benziyor. Dili olabilseydi de bu ağaçlar konuşabilselerdi, bin yıllık öykülerini bize anlatabilselerdi…


Tanrıların tanrısının sunağına giderken, zeytin ağaçlarının yerini çam ağaçları alıyor. Yemyeşil bir şemsiyenin altında, rengarenk bir doğa örtüsü/halısı içinde.. Tanrıların tanrısı Zeus, karısı Hera’ya burada aşık oldu..Taş duvarlarla örülü küçük bir oda kadar olan; içinde su bulunan sarnıç, halk arasında “Zeus Mağarası” olarak söylenmektedir. Zeus’un Sunağının olduğu yer oldukça yüksek ve olağanüstü bir manzara ile karşınızda duruyor. Bir yandan toprağın bitkilerle sevişmesi, diğer yandaysa Küçükkuyu’nun mavi ve yeşilin ortasında bir şerit gibi uzandığını izlersiniz…




Hasan Boğuldu
Kazdağlarının yamaçlarında olan  gölettir  Hasan Boğuldu  Sütüven  Şelalesini  besleyen pınardır hüzünlü  hikayesi  ile  filmlere konu omuştur .. Bunaltıcı sıcaklarda  buz gibi suyu ile  nefes aldırır tatilcilere ...





Sütüven Şelalesi
Sıçrayan  Su demektir Sütüven Edremit karayolunun 20. km’sinden sola, dağa doğru Zeytinli Köyü sapağından giriyorsunuz ve köy çıkışındaki dar köprüden hemen sonra Beyoba köyüne ulaşıyorsunuz. Beyoba köyünün girişinden sola inen toprak yolu izlerseniz 2 km sonra piknik alanına varabiliyorsunuz. Piknik alanında Kuzey Ege'nin güzel tatlarını  yeyip içebileceğiniz bir tesis var. Ama daha cazip olanı, şelaleden yukarı doğru dere boyu ilerlediğinizde yöresel yiyecekler ve mevsimine göre meyva sebze satan köylülere rastlayabiliyorsunuz.


#tatilfikri